Güvercin

Ana Sayfa | Rastgele Konu | En Çok Okunanlar | Yeni Eklenenler | Makale Gönder

 Kategoriler

   Güvercin Bakimi
   Güvercin Genetigi
   Güvercin Hastaliklari
   Güvercin Irklari
   Güvercin Resimleri
   Güvercin Videolari
   Güvercin Yetistiriciligi
   Kuslar
   Ülkemizde Güvercinler
 

Selçuklu Irki Güvercinler

“Selçuklu”, “Selçuk” ya da Konya’da halk arasinda söylendigi sekliyle “Enseli” veya “Sarayli” olarak adlandirilan bu güvercinler, bir zamanlar Anadolu Selçuklu devletine baskentlik yapmis bulunan Konya yöresine özgü yerel kuslardir. Buradaki “ense” sözcügü kusun kuyruk bölümü için kullanilmaktadir. Bu irkimiz dünyada, “Seljuk Fantail”, “Seldjucken tümmler” gibi adlarla bilinmektedir. 1200’lü yillarda yasadigi bilinen Hz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin de bu kuslardan besledigi menkibelerde kayitlidir. Sonradan onu izleyen çelebiler de bu kuslardan yetistirmisler ve irkin korunup islah edilmesinde önemli katkilarda bulunmuslardir. Anadolu Selçuklulari döneminde bu güvercinlerin Konya’da Selçuklu saraylarinda yetistirildigi ve koruma altinda tutulduklari bilinmektedir. Sarayli adlandirmasi buradan gelmektedir. Selçuklu devleti sonrasi birkaç zengin aile tarafindan soyu titizlikle devam ettirilen ve satis ya da hediye de dahil olmak üzere hiçbir sekilde disariya verilmeyen bu kuslarin, Osmanli sarayina gelmesi oldukça sonra gerçeklesmistir. 1635 yillinda Evliya Çelebi Istanbul’a iliskin anlatilarinda, Istanbul’da bulunan güvercin çesitlerini sayarken Selçuklu güvercinlerinden hiç bahsetmemektedir. Gerçekten de bu güvercinlerin Osmanli sarayina gelisi, 1875 yilindan sonra II. Abdülhamid’in Padisahligi döneminde olmustur. Bu güvercinlere, Konya disinda fazla rastlanmamasi bu irkin Anadolu’ya, Anadolu Selçuklulari ile girmis bir irk oldugu seklinde yorumlanmaktadir. Gerçekten de Selçuklu minyatür resimlerinde bu güvercin türüne çok rastlanmasi bu konuda söylenenleri desteklemektedir. Ayrica Konya’nin Osmanli dönemine ait bilgiler veren en eski kusçularinin sözlü anlatimlari da bu konuyu dogrular niteliktedir.

SELÇUKLU GÜVERCINLERI SÜRATLE YOK OLUYOR

Selçuk güvercinleri tüm ülke genelinde yaygin olarak yetistirilmedikleri için fazla taninmamakta ve özellikleri iyi bilinmemektedir. Hatta, Konya Belediyesi’nin hazirladigi web sayfasinda Konya’da güvercin yetistiriciligi ile ilgili uzun bir yazi yer almakla birlikte, Selçuk irkindan hiç bahsedilmiyor olmasi çok düsündürücü ve kaygi vericidir. Konya’da bu irki yetistiren eski güvercin meraklilarinin giderek azalmakta olmasi, konuyu daha da vahim hale getirmistir. Günümüzde bu irkin gelecegi ciddi bir tehdit altindadir. Bu nedenle kesin olarak korunmasi gerekmektedir. Son yillarda bu irka ait bazi kuslar yurt disina çikartilmis ve üretilmislerdir. Ancak yurtdisinda da yaygin degildir ve irkin orijinal formu korunamamistir. Bu konuda bir Alman kaynakta verilen bilgiye göre, bir çift 1982’de Nurnberg’de bir gösteride, diger bir çift ise, 1991 yilinda Stuttgart’ta bir gösteride görülmüstür. Bu irkin Konya disinda fazla bilinmiyor ve yetistirilmiyor olmasinin, Selçuklu döneminde bu irkin korunabilmesi için yogun bir çaba harcanmis olmasindan kaynaklandigini ve hatta Konya disina çikarilmasina yasaklar getirilmis olabileceginden ileri geldigini düsünüyorum. Osmanli döneminde de Konya’da bu irkin korunabilmesi için gerçekten de çok yogun bir çaba harcanmistir. Osmanli devletinin son dönemlerinde bu güvercinlerin islahinin, Konya’da ünlü kusçularin kolektif çabasi ile gerçeklestirilmeye baslanmis olmasi dikkate deger bir durumdur. Konya geleneginde eskiden “fenfene” adi verilen ve davetlilerin her birinin bir malzeme getirerek katildigi büyük ziyafetler düzenleniyordu. Bu ziyafet sonrasi kuslar odanin ortasina yayilan ve “sofraalti” denilen bez yayginin üzerine çikartiliyorlardi. Hangi kusun hangisi ile eslestirilmesi gerektigine bütün kusçularin ortak görüsü ile karar veriliyordu. Bu olayin irkin islahi açisindan çok önemli bir islevi oldugu kesindir. Bir baska bilgi ise, Konya’nin eski zenginlerinden Deli Haci Ali’nin oglu olarak bilinen bir kisinin Elinden kaçirdigi bir akkuyrukkara için, bunu yakalayan kisiye bir manda vererek geri almasidir. Böylece kusunun damarini koruyabilmistir. Bütün bunlar, Selçuklu güvercinlerine zamaninda nasil deger verildiginin bir göstergesidir. Bugün ilgisizlik ve kayitsizlik yüzünden bu kuslarin soyunun tükenme noktasina gelmis olmasi gerçekten aci vericidir. Konya’da bu güvercinleri yetistirdigi bilinen en ünlü kusçular Çelebilerden yetismislerdir. bu insanlar, konaklarda, yaz mevsimlerinde de Meram’daki sayfiye evlerinde Selçuk kuslari yetistirmislerdir. Bu kisilerden baslicalari, Rafet zade Hüseyin efendi, Haci Kamil Çelebi, Büyük Selahattin, Küçük Selahattin Çelebiler, Hüsamettin Çelebi, Mehmet Bahattin Çelebi, Tarikatçi Cemal Çelebi ve oglu Eyyüp Çelebi ve Arif Çelebilerdir. Bunlarin disinda, Ibrahim Babadag, Haci Ismail Dayi, ünlü saz sanatçisi Latif Çavus sayilabilir. Ayrica aile olarak Nakip zadeler, Mecidiye zadeler gibi Konya’nin tüm aristokrat ailelerinin hep kuslari ve kus bakicilari oldugu bilinmektedir. Bunlardan baska Rum ve Ermeni kökenli vatandaslarimizdan da kus meraklilari çoktu. Yusuf Sar’in çocuklari, Soguklu adi ile bilinen Rumlardan Sarafyan, Solakyan, Kazaros, Sofoklis. Katip adiyla tanilan baska bir Rum’un çok güzel kuslara sahip oldugu anlatilmaktadir. Ancak bu kuslardan bahsedildiginde, Konya’da Avukat Mehmet Ali Apali’nin adini ve yerini bilmeyen yoktur. Bugün torunlarinin kusçuluga devam ettigi bilinmektedir.

FORM ÖZELLIKLERI

Selçuk güvercinleri bir form irkidir. Görünüs ve renk özellikleri her zaman ön plandadir. Bu nedenle uçus için saliverilmezler, yuva içinde ve bahçede beslenirler. Uçuruldugunda fazla uzaklasmaz yuva etrafinda bir kaç tur atarlar. Bu kuslarda düz oyun tabir edilen tarzda uçarken tek takla atma seklide oyun görülebilir. Oynayanlari daha makbul kabul edilmekle birlikte oynamayanlari da deger yitirmezler. Selçuk kuslarinin kendilerine özgü tipik bir formlari vardir. Her seyden önce ufak yapili kuslardir. Kusçular özellikle ufak yapili olanlarini tercih ederler. Kusçular arasinda “bir esnek” tabir edilen ve bas parmak ile onun yanindaki parmagin “u” biçiminde yaklasik 8 cm açilarak olusturulan bir ölçme sekline göre, Selçuk kuslarinin gögüs ve anüs arasi uzunluklarinin bir esnek olmasi uygundur. Bir esnek ölçüsüne baglantili olarak Selçuklu kuslarinin beli kisa olanlari tercih edilir. Bu kuslarin gövdeleri topak bir görünümdedir. Gögüsleri hafif bombeli ve yuvarlaktir. Kafa biraz geriye dogru durur. Bu durus sekline Arap atlarinin durus sekline benzetilerek, “kisrak kafa” denilmektedir. Boyun fazla uzun degildir. Orta uzunlukta ve kalinlikta bir gaga yapilari vardir. Agiz yapilari çekkindir (genis). Gözler, genis göz tabir edilen tarzda, büyük ve yuvarlak olup, göz çevresi halkasi genistir. Göz çevresi halkasi beyaz ya da ayva sarisi tondadir. Göz rengi beyaz, siyah, mavi veya hafif kizilimsi olabilir. Bazen gözün içinde “nergiz” olarak tabir edilen kirmizi çizgiler görülebilir bu özelligi olanlar fazla tercih edilmezler. Ayaklar kisa paçalidir. Paçasiz olanlari yoktur. Bu kuslar takkali ya da takkasiz olabilirler. Takkali olanlarda arka takka, kulaktan kulaga uzanir. En dikkat çekici özellikleri ise kuyruk yapilaridir. “Ense” adi verilen kusun kuyruk bölümü genis olmalidir. Bütün Selçuklu kuslari enseli olurlar. Kuyruk, “deste” ya da “top” kuyruk tabir edilen tarzda yukari kalkik ve üçken biçimdedir. Bazen “köprülü ense” tabir edilen tarzda kuyrugun yarim daire biçiminde olma haline de rastlanir. Kuyruk sekli, ayni Tavus irki güvercinlerde oldugu gibi hafif yukari dogru ve yelpazemsi bir görüntüdedir. Kuyrugun yukari kalkik halde duruyor olmasi tercih nedenidir. Kuyruk telek sayilari normal güvercinlere göre çok daha fazladir. Bu sayi en az 24–26, en çok ise 36 olabilmektedir. Kuyruk biçimine göre, degisik adlarla adlandirilirlar. Kuyrugun görünüm olarak biçimi, içi dolu veya içi açik tarzda olabilir. Bu özellige göre Selçuklu kuslari iki gruba ayrilarak degerlendirilirler. Içi dolu olanlarda telekler alt alta dizili biçimdedirler. Buna “kilincina dolma” adi verilir ve tercih nedenidir. Kuyruk teleklerinin içi açik tarzda ise yani telekler alt alta degil de birbirine açili olarak dizilmislerse buna “açik ense” adi verilir. Açik enselerde, kuyrugun içi bostur. Bunun yani sira, kuyrugu tanimlamak için kullanilan, “Sokma kuyruk”, “Dalma” gibi tabirler de bulunmaktadir.

TERCIH EDILEN ÖZELLIKLERI

Uçarken tek takla seklinde oynayanlari, kulaktan kulaga takkeli olanlari, iri ve yuvarlak basli olanlari, kisa kalin ve beyaz agizli olanlari, uzun ve geriye dogru boyunlu olanlari, beli kisa olanlari, “kisrak kafa” tabir edilen bas ve gaganin vücuda dogru kavisli olanlari, bir esnek boylusu, göz çerçevesi genis olani, göz aki beyaz ve içi kilcal damarsiz olani, karin altinda pamuk yani beyaz tüy olmayani, kilincina dolma ense olani, kuyruk telek sayisi çok olani, kuyrugunun durus sekli kafaya degecek sekilde durani kusçular arasinda tercih edilmektedir.

SELÇUKLU GÜVERCINLERINDE RENK ÇESITLERI

Genel olarak kabul edilen yaklasima göre, Selçuklularin Anadolu’ya gelirken Orta Asya’dan sadece düz beyaz, düz siyah ve gök renklerine sahip güvercinler getirdikleri düsünülmektedir. Bugün görülen farkli renklerin Anadolu’da yapilan islah çalismalari sonrasi gelistirildigi bilinmektedir. Günümüzde bu güvercinlerde rastlanan ana renkler, su sekilde adlandirilmaktadir ; Ak, Kara, Gök, Çopur, Akkuyrukkara. Bunlara ek olarak Pal ve Ala olarak adlandirilan renklerde vardir.

AK

Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmis bir renktir. Bu renk kuslarin özelligi bütün vücutlarinin beyaz renk olmasidir. “Enseli ak” olarak da adlandirilmaktadirlar.

KARA

Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmis bir renktir. Bu renk kuslarin özelligi bütün vücutlarinin siyah renk olmasidir. “Enseli kara” veya “Enseli zidgara” olarak da adlandirilirlar. Genis ve beyaz gözlü olanlari makbuldür.

GÖK

Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmis bir renktir. Bu kuslarin genel rengi açik göktür. Yani vücut açik mavi ve gri karisimi bir tondadir. “Enseli gök” olarak da adlandirilmaktadir. Renkleri külümsüye (daha koyu gök rengi) yakin olanlar ve üzerlerinde beyazlik bulunanlar begenilmezler. Selçuklu güvercinlerinde, gök renginde kanatlar üzerinde kalem (serit) bulunmaz. Bu renk silik tabir edilen bir yapidadir. Kuyruk teleklerinde yatay olarak uca dogru bir sira serit olabilir. Kanat telek uçlari ile kuyruk uçlari koyu tonlu olanlar daha makbuldürler. Gözleri boncuk mavi olanlar degerlidir. Gözleri kizil olanlar makbul degildir. Gök rengini gelistiren ve islah eden kisi, “Akkiprigin dayi” adi ile bilinen ünlü kusçu Haci Ismail Agadir. Elimizde bulunan bugün bile “Dayi cinsi” diye anilmaktadirlar.

PAL

“Enseli pal” adi ile de anilir. Ak ile gökün eslesmesi ile ortaya çikabildigi gibi, çopurla çopurun eslesmesi sonucu % 80 oraninda ortaya çikmaktadir. Bu kuslarda renk beyaz ile gök karisimidir. Vücuda hakim olan genel renk külümsüdür. Kuyruk genellikle süt beyaz olur. Renk karisimi vücudun herhangi bir yerinde olabilir. Selçuklu güvercinleri bir form kusu olduklarindan bu kuslarda renk çok önemlidir. Bu nedenle pal rengi kuslara hiç deger verilmez. Hatta bir çok eski kusçu bu rengi Selçuklu güvercin renkleri içinde saymamaktadirlar.

ALA

“Enseli ala” adi ile de anilir. Ak ile karanin çiftlestirilmesinden elde edilen bir renk kombinasyonudur. Ala kavrami güvercinlerde genellikle karisik renkli olma durumunda kullanilmaktadir. Güvercinlerde bas, vücut, kanatlar ve kuyruk gibi vücudun temel bölümlerinin birbirinden farkli renkte olmasi ve bunun düzenli dagilmasi ise ayri bir renk gibi algilanabilir. Selçuklu güvercinlerinde, kafanin siyah ve siyah rengin boyuna kadar indirmeli olmasi, sirtin siyah ve beyaz olmasi, kuyrugun ise süt beyaz olmasi durumunda bu kuslara ala denilmektedir. Alalar genellikle çakir gözlü olurlar. Kuyruk biçimleri ise açik ensedir.

ÇOPUR

Selçuklu irki güvercinlerde yapilan islah çalismalari sonucu Osmanli döneminde gelistirilmis bir renktir. Bu kuslarda bas rengi açik göktür. Yani kusun bas kismi hafif kül rengi ve grimsi bir tondadir. Bu renk boyunda kesme yapar, yani burada biter. Bitis noktasindan itibaren beyaz renk baslar. Eger gök ton boyuna dogru indirme yapiyorsa tercih edilmez. Kafaya hakim olan gök ton üzerinde bazen, “çakal” olarak adlandirilan ve kusun gagasinin üzerinden baslayip kafasinin ortasina kadar devam eden düz ve beyaz bir hat bulunabilir. Bu çopur renginde makbul olarak kabul edilmektedir. Özellikle kusun bel kisminda gök ton renk bulunmamasi gerekir. Kusun bel kismi da beyaz olmalidir. Vücuda hakim olan genel renk beyazdir. Ancak kanatlar, füme olarak adlandirabilecegimiz bir tonda koyu gri ve siyaha yakin bir renkte olurlar. Kanat üzerinde iki sira kalem bulunur. Kanat uçlari koyu zeytuni tonda olan çopurlar daha degerli olarak kabul edilirler. Çopurlarda bazen kanatta “çalli” adi verilen beyaz teleklere rastlanabilir. “Çalli çopur” olarak adlandirilan bu tür çopurlar degersiz kabul edilirler. Çopurlarda kuyruk tamamen beyazdir. Ancak “karakuyruk çopur” olarak adlandirilan siyah kuyruklu çopurlar da bulunmaktadir. Kuyruk biçimi, kilincina dolma ya da açik ense kuyruk olabilir. Çopurlar da göz rengi çakirdir. Çakir göz, mavi hareli ya da bej hareli olabilir. Çopur bir güvercinin bir gözü, siyah diger gözü çakirdir. Çakir olan gözün ise yarisi çakir, yarisi siyahtir. Çakir kisim gözün altinda, üstünde veya yan tarafinda bulunabilir. Çopur, ak ile gökün eslestirilmeleri sonucu gelistirilmis bir renk türüdür. Ak ile gök eslesmesinden, çopur, karakuyruk çopur ve gök renkleri elde edilmektedir. Çopur ile çopurun eslestirilmesinden ise, %80 pal, %15 çopur, %5 ak elde edilmektedir. Çopur rengini islah ederek gelistiren ve bu renge hayran oldugu bilinen kisi, Elifin Ibrahim Babadag’dir. Çopur renginin devamini ömrünün büyük bir bölümünde Konya’da Haci Nafizlerin konaginda kusçubasilik yapmis olan bu kisiye borçlu oldugumuz söylenebilir.

II. ABDÜLHAMID’IN ÇOPURLARA OLAN ILGISI

Çopura ait ilginç bir bilgi daha bulunmaktadir; Osmanli Padisahi II. Abdülhamid’in sehzadeliginden beri kuslara meraki oldugu bilinmektedir. Padisah olduktan sonra 1876–1909 yillari arasinda 33 yil ülkeyi yönetmistir. Padisahin kusçu basiligini yapan Osman Efendi, milli futbolcularimizdan Sükrü ve Rüstü beylerin dedeleridir. Bu dönemde Osmanli Sarayinda Osman Efendiye bagli olarak çalisan 32 kusçu daha bulunmaktadir. Bu kusçulardan biri de Konya’li Nakip zadelerden Riza Efendidir. II. Abdülhamid, Selçuklu kuslarinin güzelligini duymus ve Riza Efendiyi Konya’ya göndererek, bu kuslarin tüm çesitlerini toplayarak Istanbul’a saraya getirmesini emretmistir. Bunun üzerine Riza Efendi Konya’ya gelerek Padisahin emrini yerine getirmis ve kuslari toplayarak Istanbula gitmistir. Padisah gelen kuslar içersinde en çok "takkeli çopur" tabir edilen rengi begenmis ve bu renkten daha fazla getirmesi için Riza Efendiyi tekrar görevlendirmistir. Ancak Riza Efendi bu renkten sadece üç tane daha bularak Istanbul’a geri gelmistir. Hatta söylenenlere göre Padisah Selçuklu kuslarinin güzelliklerini gördükten sonra elinde bulunan yabanci kuslari elden çikartmis ve Konyalilardan yetistirmek isteyenlere ücretsiz olarak verilmek üzere, bu kuslari Konya’ya göndermistir. Bu kuslar, o dönemde kendisi de ünlü bir kusçu olan, Konya Polis Karakolunda görevli Bas Komiser Bendelli Ibrahim Efendi araciligi ile Konyalilara bedelsiz olarak dagitilmistir. Gerçektende o döneme ait Osmanli arsivi kataloglarinda bu bilgileri dogrular belgeler bulunmaktadir. Bu arsivde yapmis oldugum arastirmada Konya ile Istanbul sarayi arasinda güvercin alis verisinin oldukça canli oldugunu gösteren çesitli belgelere rastladim. 1883 tarihli bir belgede Konya’dan Istanbul’a gönderilecek güvercinlerin, Yüzbasi Ibrahim Aga’ya teslim edilisine iliskin bir belge bulunmaktadir. 1893 tarihli bir belgede, Konya’dan melez olmayan güvercinler istenmektedir. 1899 tarihli baska bir belgede ise, Konya ahalisinden arzu edenlere dagitilmak üzere 195 çift güvercinin Istanbul’dan gönderildigi belirtilmektedir. Konya halkina bedelsiz olarak dagitilan kuslar bu güvercinler olmalidir.

AKKUYRUKKARA

Selçuklu irki güvercinlerde yapilan islah çalismalari sonucu Osmanli döneminde gelistirilmis bir renktir. Bu kuslarda gövde ve kanatlar siyah renkli kuyruk ise tamamen beyazdir. Ak ile Karanin eslestirilmesi sonucu uzun zaman içinde gelistirilmislerdir. Bu eslesmeden, ala, mavrullukara, akkuyrukkara, olarak adlandirilan renklerde kuslar elde edilmektedir. Mavrullukara, kuyrugu siyah ve beyaz karisik renkli olan akkuyruk karalara verilen bir isimdir. Bunun yani sira, yani telli, bögrü telli ve üstü telli kara gibi adlarla belirtilen tüy ve telek renk özellikleri ile de karsilasilabilmektedir. Osmanli döneminde bu irkin islahi üzerine çalisan kisi, Rafet Çelebi’nin ogullarindan Hüseyin Çelebi’dir. Dolayisiyla Akkuyrukkara rengini bu kisiye borçlu oldugumuz söylenebilir. Akkuyrukkaralar takkali ve takkasiz olabilir. Kulaktan kulaga takkalilari daha degerli kabul edilirler. Kuyruk biçimi açik ense ya da kilincina dolma olabilir. Kilincina dolma kuyruklar daha makbuldürler. Göz büyük ve çerçeveli olmalidir. Göz renkleri beyaz, yesil ve kizil olabilir. Göz rengi beyaz olanlar tercih edilirler. Göz rengi kizil olanlar, diger enseli güvercinlerle bir karisimdan geldikleri için degersiz olarak görülürler.

SELÇUKLU GÜVERCINLERININ BUGÜNKÜ DURUMU

Selçuklu güvercinlerinin bugünkü durumunu arastirmak üzere Konya’da yaptigim incelemede, bu güvercinleri günümüzde yetistirenlerin hayli azaldigini, daha çok Konya’nin eski ve yasli kusçulari arasinda tercih edildiklerini gözlemledim. Bu güvercinleri bugün Konya’da yetistirenlerin sayisi 10–15 kisi kadardir. Bu irkin birey sayisinin ise yaklasik 200–250 kustan olustugunu tahmin ediyorum. Sayilarinin azalmasinda yetistirilme zorluklari ve yavru almaktaki güçlüklerin de payi büyüktür. Ancak asil faktör, yeni nesil kusçularin bu kuslarin degerini anlayamamasindan kaynaklanmaktadir. Konya disinda bu güvercinlerden ülkemizin herhangi bir yerinde bulunmamaktadir. Bir ara bazi kusçularin Konya’dan alip Eskisehir’e götürdüklerini Konyali yetistiriciler belirtiyorlar. Ancak bu irkin Eskisehir’de bugün var olup olmadigi konusunda bir bilgiye sahip degilim. Konya’da her Pazar günü “muhacir pazarinda” kurulan kus pazarinda genel olarak taklaci güvercinler satiliyor ve bol miktarda var. Selçuklu güvercinleri ise sadece 3 çift vardi. Bunlar ise form olarak oldukça bozuktular. Selçuklu güvercinlerinde dikkatimi en çok çeken sey, bu irkin renk çesitliliginin azalmis olmasi oldu. Konya’da su anda sadece gök ve akkuyrukkara renkleri var. Diger renkler kalmamis. Baska bir anlatimla soyu tükenmis. Soyu tükenen bu renkler, ak , kara, çopur, pal ve aladir.

NOT: Bu arastirmam TGYB web sayfasinda Türkçe olarak ve “Turkhish Tumblers” web sayfasinda ise Ingilizce olarak yayimlandi. Daha sonra Almanya’dan Geflugel–Borse adli güvercin ve kanatli hayvanlar dergisinin editörü Remco de Koster, kendisinin de Selçuklu güvercinleri yetistirdigini bana bildirerek kuslarinin fotograflarini gönderdi ve bu arastirmami dergilerinde Almanca olarak yayimlamak istediklerini bildirdi. Almanya’da da bu güvercinlerin yetistirildigini ögrenmek benim için sevindirici bir sürpriz oldu. Remco de Koster ile birlikte yaptigimiz bir çalisma sonucu Selçuklu güvercinleri ile ilgili tanitici bir makale Almanca olarak Geflugel–Borse dergisinin 24/2003 sayisinda yayimlandi. Böylece bu irkimizi elimizden geldigince dünyaya tanitabilmis olduk.

TESEKKÜR: Konya’da yaptigim arastirmalar sirasinda bana her türlü destegi veren, Selçuklu güvercinleri yetistiricileri ile tanismami saglayan, Konyali degerli yetistiricilerimizden Faruk Yilmaz’a ve bu kuslari Konya’da yetistiren Salim Bekler’e verdigi bilgiler ve kuslarinin fotograflarini çekmem için sagladigi kolayliklardan dolayi tesekkür ederim.

Yazan: Yavuz Isçen
boletus@mynet.com

 
 

© 2010 Guvercinler.info Güvercin Makaleleri Her Hakkı Saklıdır

Hayvanlar Alemi
Hayvan Resimleri - Hayvan Videoları - Komik Videolar - Canlı Radyolar - Mercan Dünyası - Rüya Tabirleri - Canlı Tv